BEDRİ RAHMİ EYUBOĞLU
31 Mart 2025, Pazartesi 15:48
Bedri Rahmi Eyuboğlu
Ahmet Özer
Trabzon Deyince
Trabzon deyince aklıma bir salkım kareymiş gelir
Bahçeler dolusu zindan yeşili
İçin için kandil kandil ballanır
Kandiller içinde bir kandil yanar
Bir kız deli gibi koşmaya başlar
Yanaklarında amoftaların alı
Dudaklarında kareymişlerin moru
Göğsünde… elinin körü
(…)
Trabzon deyince aklıma Faroz gelir
Kara kara kazanlar hatırlarım dizi dizi
Kurşun gibi ağır bir balıkyağı kokusu
Kırar kolunuzu kanadınızı
Hantal bir bulut güç bela havalanır
Bulutun içinde yüzlerce yunus ağır ağır
Yarım kalmış bir deniz türküsünü
Deniz gibi yeşilini katran morunu
Gök mavisine katmaktadır.
Sonra ağırbaşlı zinosların bembeyaz uğultusu
Dünyanın bütün denizleri de yetim yapayalnız
Dünyanın yerinde beyaz, sessiz, sevimli
Martıya zinos derdik değil mi?
Bedri Rahmi’yle tanışmadım. Ancak üzerine çok yazı yazdım. Onunla ilgili pek çok konferans verdim. 2025, ölümünün 50. Yılı. O öldüğünde Hamsiköy’de eşimle birlikte oranın çocuklarının eğitimine katkıda bulunduğumuz ortaokulda öğretmendik. (21 Eylül 1975)
Öncelikle ailesinden kısa da olsa söz etmekte yarar var. Babası Mehmet Rahmi Eyuboğlu (1877, Trabzon - 2 Kasım 1952, İstanbul), bir yönetici, bir siyasetçi. (5 çocuğu var: Sabahattin-Ali Bedreddin (Bedri Rahmi-Mualla-Nezahat-Mustafa Kemaleddin.) 15 Haziran 1903’te Mülkiye Mektebi'nin yüksek bölümünü bitiren Mehmet Rahmi Bey, Trabzon Vilâyeti maiyet memurluğu, Yomra, Tirebolu kaymakam vekilliği; Sürmene, Görele, Niksar, Erbaa, Aziziye ve Havza kaymakamlığı, Kütahya, Artvin mutasarrıflığı görevlerinde bulunan bir değerimiz. Görevleri arasında TBMM II. dönem Trabzon milletvekilliği ve Tekel Genel Müdürlüğü müfettişliği de var.
Bu değerli yöneticinin oğlu ressam-şair-denemeci Bedri Rahmi için bir başka değerimiz Yaşar Kemal’e sözü bırakalım:
“Ben size bir şey söyleyeyim mi, biz daha Bedri Rahmi’ni tadına varamadık. Ne kişiliğinin ne sıcaklığının ne yalınlığının ne şiirinin ne de resminin. Ona varmak olanaklarımız da kısıtlıydı yazık. Biliyorum ama gene de yazık, biz o kadar yalın, o kadar çocuksu, o kadar düzensiz, o kadar dopdolu, o kadar yedi yürekle… O kadar o kadar candan olamadık. Daha sağlıkla gelecek kuşaklar, onun rüzgarından gelen kuşaklar, onu daha iyi anlayacaklar, daha çok sevecekler. Bedri Rahmi çağında yaşamanın Mutluluğunun tadını daha çok çıkarabilirdik. Ama suç bizim değil. (Milliyet/Sanat dergisi S.51)
Aile 1925'te Trabzon'a yerleşir. Bedri Rahmi, bir süre Trabzon Lisesi'nde öğrenim görür. 1927'de liseye resim öğretmeni olarak atanan ve yedi ay görev yapan ünlü ressam Zeki Kocamemi, Bedri Rahmi’deki yeteneğini keşfeder. Bir öğrenim bursu ile Fransa'ya gitmiş olan ağabeyi Sabahattin Eyuboğlu’nun gönderdiği resim kitapları, ondaki ilgiyi büyütür. Edebiyata da ilgi duyan Bedri Rahmi, ilk şiirlerini lise yıllarındayken yazar.
Bedri Rahmi, liseyi bitirmeden 1929'da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne girer. Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi olur. Edebiyata ilgisini de sürdürerek Ahmet Haşim'den estetik ve mitoloji dersleri alır. 1931'de diplomasını almadan, kendisiyle bursunu paylaşan ağabeyinin yanına Fransa'ya gider. Dijon ve Lyon'da Fransızcasını geliştirir.
1932’de, Paris'te André Lhote Atölyesi'nde ileride yaşamını birleştireceği Ernestine Letoni ile tanışır.
Yurda döndükten sonra Çerkeş’te çevirmenlik, Edirne ve İskilip’te Anadolu’nun insan ve doğa manzaralarıyla yoğrulma, DGSA’da hocalık, dergilerde yazılar ve art arda yayımlanan kitaplar, onu dört dörtlük bir sanatçı olarak ülkemizin değerleri arasına katıverir. Şiirleri Dol Karabekir Dol adıyla bir araya getirilir. Denemeleri, eşi Eren Eyuboğlu’yla yaptığı yazışmalar kitaplaştırılır. Oğlu Mehmet Eyuboğlu, anne ve babasının mektuplarının kamuoyuna sunulmasında önemli çaba gösterir.
Ağabeyi Sabahattin Eyuboğlu’nun 12 Mart’ta tutuklanması onu derecesiz üzer.
Resim dünyamızda olduğu gibi, yazın dünyamızda da yıldızlaşan böyle bir değere sahip olmanın erdemi içindeyiz.
Bedri Rahmi, ülkemizde olduğu gibi dünyanın çeşitli ülkelerinde de yer alan resimleriyle, mozaikleriyle sanat dünyamızı ışıtmayı sürdürüyor. 21 Eylül 1975’te ölen şair, Küçükyalı Mezarlığı’nda yatıyor.
***
Sözü ona bırakalım: “Bu yurda kanat gerenler” kimlerdi?
“… Trabzon köylerinde neler olup biter. Kaç türlü çiçek açar, dağlarımızda kaç türlü dert yeşerir ey İstanbullular size soruyorum. Trabzon’un horonundan Trabzon yağının dillere destan kır çiçeği kokusundan başka neler bilirsiniz Trabzon üstüne. Bu soruyu ben sizlerden önce kendime sordum. Kendi cevabımdan kendim utandım.
Ey uşaklar uşaklar… Yine bütün ümidimiz köy öğretmenindedir. Bize Trabzon köylerinde en güvenilecek havadisler verebilecek biricik aydınımız, yalnız köy öğretmenleri olacaktır. Biz Trabzonlular onlara yalvaralım. O yalın, o kesin, o sade deyişleriyle süsleyip püslemeden yanık ahlar, ohlar çekmeden köy gerçeklerini bütün çıplaklığıyla bizlere ancak onlar ulaştırabilirler.
Trabzon köylerinde bir şeyler derleyebilmek için elbirliği ile işe koyulalım. İşe yararsa birkaç mükâfat koyalım ortaya. En özlü, en öğretici, en sade yazılara mükâfat verelim. Ben kendi hesabıma çoban armağanı olarak en sevdiğim tablolarımdan birisini bu uğurda ortaya koyuyorum. Hemşehrilerimiz de kollarını sıvasınlar köy öğretmenlerimizi coşturalım, bakın neler gelecek Trabzon köylerinden neler!..” (Mitari Bacakli, Hakimiyet (Trabzon) günlük gazete 26-27 Mart 1957, Yelken’ den alıntı)
Bir şahit Aranıyor
Yaşadım!
Erik ağaçları şahidimdir
Yıldızlar Şahidimdir,
Yaşadım!
Avuçlarımın gücü yettiği kadar
Dağları, kadınları, meyveleri
Yaşadım!
İncirin dallarına yürüyen süt
Yonca tarlasından gelen nefes
Horozun ibiğinden damlayan kan
Yolar ve sevgili türküler şahidimdir.
Bedri Rahmi doğduğu topraktan çıkıp gittikten sonra geriye pek bakmadığı için eleştirilmiştir. Oysa bedeni uzaklarda olsa da bütün kişiliği ve sanatıyla o doğduğu toprağın insanlarını yüreğinde gezdirmiştir.
Madalyonun arka yüzüne bakıp sorabiliriz:
Bu güzelim sanat adamını, doğduğu toprakta görev yapan üst düzey yöneticileri akıllarına getirip bir kez olsun doğduğu yöreye davet etmişler midir?
Sanmıyorum.
Onun Bursa Cezaevi’nde yatan Nâzım Hikmet için yazdığı şiir, yeri geldiğinde Atatürk’ün anısına, yeri geldiğinde Uğur Mumcu’nun sevenlerinde saklı duran acıyı ayaklandırmada hep gündemde olmuştur.
Zindanı Taştan Oyarlar
Bursa'nın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.
Ne bir haram yedin ne cana kıydın
Ekmek gibi temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydin
Döşek diken diken yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.
Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler
Demirden pencere taştan sedirler
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman burda yatıyor
Bedri Rahmi aydın kimliğini, sanatçı coşkusunu önde tutarak doğduğu topraklara şu selamı göndermişti:
-Biz Anadolu çocukları, Trabzonlular, Erzurumlular, Sivaslılar; Adanalılar… Bütün illerimizin okuma yazma, yükseköğretim basamaklarına tırmanma fırsatı bulan aydın çocukları! Bizler memleketimizden bir çıktık mı bir daha ya kısmet, eğer devlet baba bizi doğduğumuz yerlere, kaymakam, savcı, doktor, vali; mebus olarak yollamasa yok mu doğup büyüdüğümüz toprakları arayıp sormak hak getire!
“Sağdan Fındık Say”, Tezek, Bütün Eserleri: 4, Bilgi Yayınevi, İkinci Basım, Mart 1987 (s.94)
“Diyeceğim şu ki dostlar, bizler memleketten bir çıktık mı pir çıkıyoruz. Peki memleketin aydın çocukları birbiri arkasından İstanbul’a, Ankara’ya yerleşirse o güzel yapıları kim kuracak? Trabzon’un Maçka ilçesinde doğmuş aydın, Maçka’ya ömrü billah uğramazsa piyanoyu Maçka’ya kim götürecek? Kim çalacak? Kim Oynayacak?”
“Sağdan Fındık Say”, Tezek, Bütün Eserleri: 4, Bilgi Yayınevi, İkinci Basım, Mart 1987(s.94)
“Tam on beş senedir Trabzon’u görmedim. Ara sıra mektep hatıralarının acı ve buruk damgasını yememiş köşelerinden Soğuksu sırtlarından, Zefanos’tan, Kireçhane tepelerinden, Zanoy’dan, Polathane ve Maçka taraflarından nefis sıla kokuları geliyor. Bu güzel memleket havasına doğru havalanmak istiyorum. Fakat derhal azap ve sıkıntı dolu ders saatleri bomboş, kaskatı mektep kaçağı saatleri yolumu ve hızımı kesiyor.
Diri diri gömülmüş saatlerin, ayların hatta yılların iniltisini duyar gibi oluyorum. Memleket dağlarının cömert daveti sendeleyip uzaklaşıyor. Bereketli karayemiş ağaçları, dalları yerlere kadar eğilmiş amas erikleri, Zanoy’un billûr çamları ve çam kokulu çeşmeleri Zefanos’un çılgın vişneleri, Faroz’un zinosları hepsi hepsi bana hak veriyorlar.”
Tezek, Bütün Eserleri: 4, Bilgi Yayınevi, İkinci Basım, Mart 1987
Vur Onu Kemençeye, Cumhuriyet, 2 Şubat 1975)
“Bak ne duydum bizim hemşehrilerden Trabzon’un Maçka ilçesinin Zanoy köyünden gelmişler. Zanoy’u on beş yaşımda gördüm. Uduruş diye bir çeşmesi vardı. Ormanın ortasında, çam kütüklerinden, bilek kalınlığında gürül gürül akan bir suydu Uduruş. İşte bu köyde vurmuşlar kemençeye Cumhuriyetimizin Onuncu Yıl Marşı’nı! Bak nasıl olmuş: Sene 1933 Cumhuriyetimizin Onuncu Yılı. Atatürk sağ. Halkevleri yurdun en ücra köselerine kadar işlemiş. Halkevleri yoluyla, bütün köylere olduğu gibi bizim Zanoy’a da Onuncu Yıl Marşı’nı ve notalarını göndermişler. Köy öğretmeni marşı okumuş okumasına:
“Çıktık açık alınla on yılda her savaştan! ” diye başlıyormuş. Fakat iş burada bitmiyormuş. Zamanın büyükleri, bütün köylerimizin bu marşı notaya göre söylemelerini şart koşuyorlarmış. Yani köy öğretmenleri köylüyü bir meydanda toplayacak, keman, piyano, flüt, mandolin yardımıyla. Onuncu Yıl Marşı notada olduğu gibi köylüye belletilecek. Notadan vazgeçtik, o yıllarda Maçka köylerinde okuma yazma bilenler parmakla gösterilirdi. Herhalde şimdi her çeşit notayı, rotayı, kotayı öğrenmişlerdir. Ama 1933 yılında, Zanoy’da marş notası ne kelime? Köyün ileri gelenleri notaları evirmişler, çevirmişler, bakmışlar olacak gibi değil, çıktık açık alınla, Cumhuriyet Bayramı’nda söylenmezse, büyükler köye kem gözle bakacaklar; köyün ağası, emektar kemençeciyi çağırmış:
-Ula Hasan! Demiş, vur oni kemençeye!
Hasan vurmuş Onuncu Yıl Marşı’nı kemençeye: Çiktuk açik alinla on yilda her savaşdan oy! On yilda on beş milyon genç yarattuk her yaşdan!Tam horon havasına uydurmuslar marşı! Alan razı, veren razı! Gül gibi kutlamışlar Onuncu Yılı.”
(Bedri Rahmi Eyuboğlu, Vur Onu Kemençeye, Cumhuriyet, 2 Şubat 1975)
RESİMLER, DUVAR RESİMLERİ, MOZAİK PANOLAR, DUVAR KABARTMALARI, ŞİİR KİTAPLARI, GEZİ VE DENEMELER, MONOGRAFİLER… Bedri Rahmi-Eren Eyuboğlu Aşk Mektupları (4 cilt). Hepsi 64 yaşının içinde.
Kültür sanat yaşamımıza yaşamın yedi rengini katan sevgili hemşerimizi “Sitem” adlı şiiriyle sevgiyle anıyorum.
SİTEM
Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim.
Yâr yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.
Yâr yâr!..
Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yâr yâr
Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.
Yorumlar
Çok güzel bir tanıtım yazısı olmuş.
01-04-2025 18:34Çok güzel bir tanıtım yazısı olmuş.