40. ölüm yıldönümünde sevgiyle andığımız Ahmet Selim Teymur, kimi aralıklarla tam 64 yıldır yayınını sürdüren ve 324. sayıya ulaşan Kültür Sanat Dergisi KIYI'nın da kurucusu. Şimdilerde Fethi Yılmaz'ın sahipliğinde Alâettin Bahçekapılı'nın sanat yönetmenliğinde, Zekeriya Saka, Bekir Gerçek, Mehmet İş ve Ömer Turan'ın yazı kurulundaki emekleriyle Üç ayda bir yayımlanan KIYI dergisinin 2023'ün Ekim-Kasım-Aralık aylarını kaysayan 318. sayısının Atardamar bölümü kurucusu ve ilk yöneticisi Teymur'a ayrılmıştı.
Teymur'un 100. yaşı nedeniyle kızı Gülnaz Teymur Gezgin'in yazısıyla birlikte Dr. Mustafa Duman, Ali Mustafa, Attila Aşut, Bekir Gerçek, Kenan Atalay, Mehmet İş, Mustafa Reşat Sümerkan ve Necdet Ergüney'in Teymur'la ilgili anıları, değerlendirmeleri yer almıştı o dergide.
3 Nisan 1985'te aramızdan ayrılan, 20 Nisan 1923 doğumlu sevgili Ahmet Selim Teymur'u, kızı Gülnaz Teymur Gezgin'in anlatımıyla sunuyoruz sizlere:
BABAM AHMET SELİM TEYMUR
Ahmet Selim, 20 Nisan 1923’de Trabzon’da doğmuş. Bana anlatıldığı kadarıyla, kardeşleri arasında hayatta kalmayı başaran ilk ve tek bebekmiş ve bu şansı komşu teyzenin süt anneliğine borçluymuş. Doğumundan bir ay sonra süt anne -her yıl yaptığı gibi- yazı geçirmek için Akçaabat’ın Mersin köyüne gidince, Teymur ailesi de peşinden gitmiş. O günlerden sonra Mersin köyü hep güzel anılara mekân oldu.
Yüzmeyi çakıl taşlı, siyah kumlu Mersin köyü denizinde öğrendi. Uygun bir giysisi olmadığı için ortak arkadaşlarının sünnet eğlencesine katılmak istemeyen yoksul bir köy çocuğuna, giysin diye kendi en yeni gömleğini, arkadaşının evinin penceresinden gizlice içeriye atmayı düşünecek kadar hassas yapıda bir çocukmuş. Narin fiziği, kıvırcık uzun sarı saçları ve ela gözleriyle, annesi Binnaz Hanım ve babası Mürşit Beyin biricik oğlu olarak büyük bir özenle, ama asla şımartılmadan büyütülmüş.
Cumhuriyetimizin 10. Yılı kutlamalarında, Vakfıkebir kaymakamlığında devlet memuru olan babasıyla birlikte, yakasında 10. Yıl madalyasıyla korteje katılan küçük Teymur, doğduğu 1923 yılının cumhuriyet coşkusunu hayatı boyunca taşımış ve gerçek bir cumhuriyet aydını olarak bu coşkuyu çevresine de hep yansıtmıştır. Atatürk’ün Trabzon’u ziyaretinde, onu vilayet binasının merdivenlerinden inerken gördüğünü defalarca ve aynı heyecanla anlatırdı biz çocuklarına…
Trabzon Lisesinden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisidir artık. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu başta olmak üzere dönemin efsane hukuk hocalarından aldığı derslerin notlarını, güzel el yazısıyla temize çekip ciltler. Böyle başladığı cilt sanatını, usta bir mücellit gibi zevkle devam ettirmiştir. Onu yakından tanıyan birçok kişinin kitaplığında onun hediyesi el yapımı ciltli bir kitap mutlaka vardır. Bununla yetinmeyip, ilgi duyanlar için birkaç dönem cilt kursu da düzenlemiştir.
Fakülte öğrencisiyken İstanbul Üniversitesi Musiki Cemiyeti çalışmalarına katılır; yılsonu konserlerine tamburuyla eşlik eder. Hukukçu ve musiki alanındaki araştırmalarıyla tanınan Hüseyin Sadettin Arel’le tanışır ve bu vesile ile önünde geniş ufuklar açılır.
Henüz üniversite birinci sınıf öğrencisi olan Ahmet Selim yaz tatili için Trabzon’dadır. Mersin köy okulunun ayaklı karatahtasını okul bahçesine çıkarır; elinde kemanıyla bir grup gence müzik dersi verir (Fotograf 1). Öğrencileri kimler mi? Yaz kampı için Mersin köyüne gelen Trabzon Lisesinin yatılı öğrencileri... Atatürk döneminin hemen sonrasında onun izinden gidenler için, vatanseverlik bunu gerektiriyordu. O günden başlayarak, Türk musikisi ile tanışmasını ve sevmesini istediği herkese, her fırsatta ve her ortamda tüm birikimini büyük bir özveriyle aktarmaya çalışmıştır.
Fakülteden mezun olduktan sonra, Vasfiye ve Mustafa Kundupoğlu’nun ortanca kızları Trabzon Kız Enstitüsü mezunu Sevim ile nişanlanır. Askerlik ve evlilik sonrası Hâkim Ahmet Selim Teymur, sevgili eşi Sevim ve ilk çocuğu Şehnaz ile ilk görev yeri Bitlis’in Ahlat ilçesine yola çıkar. Burada tek katlı, birçok donanımdan yoksun bir memur lojmanına yerleşirler. Hakimlik görevi yanında, bu ortamda hayata geçirebileceği birçok etkinliği sıraya koyar. Yeni çıkan kitaplar ve dergiler posta yoluyla gelmektedir. İnanması zor ama ‘Ahlat’ adlı bir edebiyat/mizah dergisi çıkarır; el yazması ve tek nüsha. Üstelik birkaç sayı…
Fotoğraf da uğraşları arasındadır. Bu dönemde “Ahlat Mezar Taşları” konulu bir dizi fotoğrafını bir yarışmaya gönderir. 1958 yılında Trabzon’a tayin olduktan sonra da yeni kurulmuş olan Trabzon Amatör Foto Kulübünün etkinliklerine katılmaya başlayacaktır.
Trabzon Liselerinden Yetişenler Cemiyeti ile İstanbul’da öğrenciyken kurduğu ilişkisini Trabzon’a yerleştikten sonra da sürdürmüştür. Burada hafta sonları Türk Musikisi Teorisi dersleri verir ve koro yönetir; özel günlerde konserler düzenler (Fotograf 2). Musiki derslerini Fatih Eğitim Enstitüsü ve Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde de birkaç dönem verir.
İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı hocalarından Mutlu Torun Trabzon’a gelmiştir. Tanışma ve paylaşımlardan sonra, Teymur ’un yerel gazete köşesindeki güzel yazısının başlığı “Dede Efendinin Mutlu Torunu” dur.
Babamın -mesleği gereği- mesafeli ve otoriter kişiliğe sahip olarak görünmesinin yanında, onu tanıyanlar neşeli ve esprili yönüne de tanıklık eder.
Bir hafta sonu dersine, tasavvuf musikisi çalıştırdığını duyan iki genç cami hocası gelir; çok memnun kalıp sonraki hafta sonları da gelmeye devam ederler. O hafta program değişmiştir, benim de katıldığım derste Yesari Asım Arsoy’un bir bestesini çalışıyoruz; babam tahta başında notalara tempo tutuyor ve biz -sazlar ve koro- gözümüzü ondan ayırmadan çalıp söylüyoruz:
“Fariğ olmam meşreb-i rindaneden
Yüz çevirmem nafile peymaneden
Bezmedikçe halet-i mestaneden”
Bu üç satırı çalıp söyledikten sonra sıra dördüncüye geldiğinde birden durdu, o durunca biz hepimiz sustuk. Aramızda din adamları olduğunu hatırlayınca, babam bagetini indirmişti. Ama o iki genç kendilerini kaptırmış, gözleri yarı kapalı söylemeye devam ediyordu, tüm coşkularıyla ve yalnızca ikisi:
“Çıkmam Allah etmesin meyhaneden...’’
Hâkim olarak hümanist, uzlaştırıcı ve bağışlayıcı olduğunu biliyorum. Siyasi bir dava sonrası araştırma yapmakla görevlendirilen bakanlık müfettişleri de raporlarına benzer saptamalar yazmışlar, hukuk açısından hata bulamadıkları için. 1977 yılında, o yıllarda vatanını seven birçok aydına yapıldığı gibi güzel şehrimiz Diyarbakır’a sürülür. Mesleğine küser mi bilmiyorum, ama hemen istifa eder.
Artık yeterince boş zamanı vardır. Yerel gazetelere köşe yazıları yazar, köşesinin adı KIYI’dır. Kurucusu olduğu KIYI dergisi gibi (Fotograf 3). 1961 yılında, bir grup arkadaşıyla birlikte KIYI dergisini çıkarırlar; KIYI onların çocukları gibidir. Her sayı, yeni bir çocuk... İlk KIYI’lar büyük boyut ve az yapraklıdır. Enine katlanır ve beyaz bir kâğıt bantla kuşatılıp üstüne abonelerin daktiloda yazılmış isim ve adresleri yapıştırılır. Bu tatlı heyecanı küçük bir kız olarak izlediğimi hatırlıyorum. KIYI dergisi, aralarda kesintiye uğrasa da hep yaşadı ve bu günlere kadar geldi. Uzun soluklu ve az sayıdaki kültür/sanat dergilerinden biri olarak, dilerim hep yaşayacak...
Emekli olduktan sonra, ders notlarını düzenleyip “Türk Musikisi” adı altında kitap haline getirdi. Dağıtımını da posta kutusu aracılığıyla kendisi yaptı ve kitabının birçok şehirdeki musiki tutkunlarına ulaşmasını sağladı, (Baskısı tükenen kitabı Pan Yayınevi 2010 yılında yeniden yayımladı).
Trabzon’da kültür, sanat, eğitim alanlarındaki hemen her girişimde ve konuda danışmak için ilk akla gelen isimlerden biri Ahmet Selim Teymur olmuştur. Babamı anarken arkadaşları da çıkıp geliyor anılarımdan; Haluk Ongan, Yusuf Sezgin, Orhan Karaali ve diğerleri... Hepsi derin izler bıraktı şehrimizde.
Trabzon’a konuk gelen tiyatro ve müzik gruplarına ev sahipliği yapmak, onları en iyi şekilde ağırlamak biz Trabzonlular için bir görevdi. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası bir konser için Trabzon’a geldiğinde, orkestranın solisti arpist Uğurtan Aksel evimizde babamla prova yaptıktan sonra, Tamburi Numan Ağa’dan bir saz eserini konser programına eklemişti.
Sevim ve Ahmet Selim Teymur çiftini abone oldukları Konak Sineması’nda her hafta aynı numaralı koltuklarda film izlerken, Taç Kulüp’te dans ederken, Cumhuriyet Balosunda eğlenirken, Türk/Alman Dostluk Derneği’nde Almanca öğrenirken birlikte görebilirdiniz (Fotograf 4). Trabzon o yıllarda tam anlamıyla bir kültür kentiydi.
Hemen her akşamüstü kolunun altında bir-iki yeni kitapla gelirdi eve. 24 Şubat Kitabevi, onun satın aldığı kitabın her sayfasını sırayla çevirip baskı hatalarını kontrol etmesine alışkındı. Titizlikle seçip kütüphanesine yerleştirdiği kitaplarını, aynı özeni göstereceğine güvenmediği kişilere ödünç vermek istemezdi. Hatta vermek zorunda kaldığında, geri gelmesini beklemeden kitabın yenisini satın alıp yerine yerleştirdiği de olmuştur (Fotograf 5). (Ahmet Selim Teymur’un kütüphanesindeki kitaplarını -biz çocukları- 2022 yılında Trabzon Liselerinden Yetişenler Derneği'ne bağışladık).
Başucundaki birden fazla kitabı bir arada okur, bitirdikten sonra son sayfaya tarih atardı. Kardeşim Itri doğduğunda, bana Antoine de Saint-Exupery’nin Küçük Prens’ini armağan etmişti. Kitabın kapağını açtığımda içerdeki kapak sayfasında adının değiştiğini gördüm, “Küçük Prens’esim” e...
Hediye almayı ve vermeyi severdi. Biz öğrencilerine en güzel hediyesi, yazıp bestelediği "Yeni Yıl" şarkısıdır:
“Nağmeler hiç ruhunuzdan eksilmesin
Yeni yılda hepinize mutluluklar dilerim” diyen…
Trabzon’u ve Trabzonluları çok sevdi. Az sayıdaki kısa seyahat dışında Trabzon’dan hiç ayrılmadı. Sonsuz uykusuna da biricik şehrinde yattı, 3 Nisan 1985’te. Trabzon’da sanat ve edebiyat var olmaya devam ettiği sürece o ve arkadaşları rahat uyuyacak...
Gülnaz Teymur Gezgin
Eylül 2023
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.